İnsan için Altı Sigma

Bugünlerde yaptığım iş başvurularında ilgimi çeken bir konuyu ve bunun üzerine olan yorumlarımı paylaşmak istiyorum. Sanırım biraz uzun oluyor. Belki de ilerleyen yıllarda kaleme almak istediğim bir kitabın  önsözü olur.

Six Sigma, ilk defa Motorola tarafından oluşturulan bir kalite yönetim sistemi. Wikipedia’da detaylı bilgiler yer alıyor. Dünyada bu mükemmelleşme iddiasıyla şirketlerinin devamlılığını ve kurumsallığını sağlayan firmalar listesine baktığımızda, en büyük şirketlerin Six Sigma methodlarını uyguladığını görüyoruz.

Herkes tarafından bilinen şeyleri wikipedia’dan detaylı bir araştırmayla öğrenebilirsiniz. Yine Six Sigma’nın patentini ve ticari haklarını elinde bulunduran ve muazzam bir ticari başarıya dönüştüren Motorola’nın (örneğin 2006 yılında, 19 Milyar $ ) internet sitesinde Motorola University’de bedava online dersler bulunuyor.Buradan da genel merak giderilebilir.

Six Sigma hakkında benim söylemek istediklerim, insan’a ait olacak. Bugünün dünyasında insanların durumu gittikçe küresel şirketlere benziyor.  Mutlak manada insan’ı bir ticari kimliğe benzetmek haddime değil. Bunu kastetmiyorum. Çalışma yapısı ve düşünce bakımından şirketlerimizin de kopyalanabilecek çok yanları var.  Örneğin;

Toplam (toptan) kalite yönetimi anlayışına sahip bir firma ne yapar;

indirgemeye çalışır;

-gereksiz masrafları
-bağımsız değişkenleri
-bu değişkenlerin maliyet etkilerini
-çalışan sayısını
-birim ürün başına düşen maliyeti
-birim ürün başına harcanan zamanı
-birim ürün depolama maliyetini
-ihtiyaç fazlalığını
-bla bla bla…

yükseltgemeye çalışır;

-çalışan verimliliğini
-ürün verimliliğini
-ürün kalitesini
-marka değerini
-ürün katma değerini
-ürün pazar payını
-ürün müşteri memnuniyetini
-satış sonrası desteği
-kalite sistemini…
-bla bla bla…

Peki bir firma bütün bunları nasıl yapıyor. Sürecin başında ne umuyor ve sonuç ne oluyor?  Öncelikle six sigma’da bir vizyon oluşturuluyor. Bu vizyonun takibi ve uygulanması için uzman bir ekip iş başına koyuluyor. Yapılacak işe göre yöntem uygulanıyor,  örneğinyeni bir ürün pazara koyacaksanız DMADV yöntemi, varolan bir ürünü geliştirecekseniz DMAIC yöntemi kullanılıyor… Bazı istatistiki sonuçlar elde ediyor. Bu istatistiki sonuçlara göre eksikler ve hatalar tespit ediliyor.  Ve bunların telafisine doğru gidiyor süreç. Taa ki, her proseste ayrı ayrı sapmalar hesaplanıyor. Standart sapmaların ortalamaları alınıyor. wikipedia’da grafikle bu süreç çok güzel anlatılmış. Hata oranı milyonda 3.4’e kadar düşüyor. Yani bu % 99.99966 başarı demek.

Şimdi gelelim bizim mantığımıza. Biz burada kendimizi ele alacağız. Yani şuan kendimizi pazarda rağbet gören bir ‘mal’ yerine koyabiliriz. Dileyen istediği ürüne benzetebilir kendisini, bentley, macintosh, GE136F veya bir eksisozluk server’ı… Kaliteli, kalitesiz. Hepsinin sonu benzer olacak nasılsa. 🙂

Hayatta milyonda bir hata ne demek. Her gün hayatıız için 100 kritik karar verdiğimizi düşünürsek, 27 yıl 142 gün de bir hata yaparız. Türkiye’de ortalama insan ömrünün 71.4 yıl olduğunu düşünürsek yaklasık 2.4 hata/günah/kusurla bu hayatı kapatma imkanımız var.  Yaratıcının da özünde ve işinde merhametli olduğunu düşünürsek işimiz ne kadar da kolaylaşıyor. Bu insanın dünyasını da ahiretini de harika geçirmesi için mükemmel bir fırsat.  O halde ne duruyoruz…

Kullanacağımız yöntem: DMAIC. Çünkü bir pazara yeni giren bir mal değiliz, burada kendimizi geliştireceğiz. Dileyen bunu maddi imkanları ve kaynakları açısından yapabilir, dileyen  manevi. Dileyense ikisini birden ele alabilir.
[Not: Yeni doğan çocuklar için DMADV methodu uygulanabilir. Ancak burada bazı tehlikeler de bulunuyor. Etkenlerin ve değişkenlerin tamamı bizim elimizde değil. Tasarım ve mizaç gibi 🙂 ]

İnsan için DMAIC !

Define-Measure-Analyze-Improve-Control

Define: Problemin ne olduğunu tanımlayarak başlayabiliriz. Derslerimiz kötü mü gidiyor, planlarımızı sürekli erteliyor muyuz, New Jersey Nets’i tutuyor ve sezonun ilk 19 maçında 18 yenilgiyi hazmedemiyormuyuz ? Problemlerimizi kağıda yazmaktan çekinmeyelim.  Hepsini bir bir çözeceğiz. Buna inanın, Dr. Alexis Carrel ‘ İnanmak Başarmanın yarısıdır’ diyor.
[Bkz: İnsan Denen Meçhul, Timaş-Dr. Alexis Carrel : http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=62 ]

Öncelikle DMAIC yönteminin hatalarımızı sıfıra indirebilmesi için bizim ne yapacağımızı bilmemiz gerekiyor. Yöntemin araçlarını kullanağız, o yüzden hazır olmalıyız. Yol haritamızı hazırlayalım, hedeflerimizi sıralayalım ve önem sırasına göre listeleyelim.  Yarınlarımıza bugün şöyle bir tepeden bakacağız.

Araçlar:

-Sınırlarınızı çizin: Hayatta yapabileceğimiz / yapamayacağımız şeyleri listeyelin. Sizi iyi tanıyanlar sizin bazı özelliklerinizi bilmeliler. Bazen neyi sevdiğinizden çok, neyi sevmediğiniz size yol gösterebilir.
-Amaçlarınızı yapılandırın: Nereye gideceğini bilmeyen kişiye gideceği yol, acımasız 21. yy koşulları tarafından gösterilir. Bu  yol genelde acı ve hüzün doludur.
-Maliyet sınırlarınızı çizin: Neye ne kadar para harcamamız mantıklı, paramız olduğunda mantığımız cebinizin getireceği cesaretle yer değiştirmesin. Yokken zaten harcayamayız, önemli olan paraya sahip olduğumuzda nefsimize hakim olabilmemizdir.
-Paydaşlarımızın tesbiti ve analizi: Evliysek  zorunlu paydaşlarımız ailemizdir. Paydaşlarımıza değer verelim ki, değerimiz artsın. Eşimiz, çocuklarımız ve akrabalarımız hoşunuza gitse de gitmese de paydaşlarımızdır. Bu bir  düstur/ilke/axiom olarak Peygamberimizin veda hutbesinde önemle yer alıyor.
-Ürün Analizi: Kusura bakmayın, DMAIC’ye göre ürün biziz. Buna olağandışı nefis şurası’da diyebilirsiniz. Kendimizle konuşarak eksiklerimizi ortaya çıkaralım. Cesur olalım. Bu samimiyetimizi gösterir.
-Müşteri İlgisi/Memnuniyeti: Müşterileriniz etrafımızda iletişim kurduğumuz herkez.  İçinde bulunduğumuz her ortamda, var olduğumuz her yerde, bir sigara tabağı da olsak, en önemli olan biziz. Ve sigarasını üzerimize bırakan kişileri(veya sigarayı ) memnun etmemiz gerekir.  Her ne olursak olalım (I Mac, Canon S5 veya BMW Z4), müşteri memnuniyeti esastır.

-Yakınlık Diyagramı:  Bu bizi cezbeden olumsuzluklarında ortadan kaldırılması için kullanılabilir. İlgi ve yakınlık duyduğumuz, kavramları listeleyelim.  Eğer evliyseniz kimyasal olarak kararlı olduğunuz için listeniz biraz daha kısa olacak. Örnekten yararlanabilirsiniz…

Measure: Ölçüm aşamasına geldik.  Ölçümün amacı hayatınızı istatistiksel olarak gözler önüne sermek. Günde ne kadar içki/sigara içiyoruz, bunlar bize neye mal oluyor? Ne kadar su kullanıyoruz ? Bu suyun ne kadarı israf oluyor ? Şimdi kendimize bazı sorular soracağız. Gerçeklerle yüzleşme zamanı geldi…

-Veri toplama: Şimdi size komik gibi gelebilir ama ne istatistikler var hayatımızda dudaklarımızı arşın enginliğine değecek kadar uçuklatan. 2008 verilerine göre, günde ortalama 15.000.000 paket sigara tüketen bir toplumuz.  Paketi 3.5 TL’den desek, 52,500,000.00 TL bu ülkede günde sigaraya harcanan miktar. Peki bu para iki haftada bir, bir hayır kurumuna verilseydi veya doğrudan yardım yapılsaydı, Türkiyede 5 yıl sonunda aç kimse kalırmıydı ? Bunun gibi yüzlerce örnek sayılabilir.Günde çöpe giden ekmek sayısı Bakan Mehdi Eker’in açıklamasına göre 6.1 milyon. Yani 12 kişiden biri hergün bir ekmeği çöpe atıyor. İnsanlar olarak bireysel şirketleşmeyi gerçekleştirmemiz gerekiyor.  Aksi halde tüketim toplumu olmaktan çıkamayacağız.

Veritoplama için sorulara gelelim:
-Günde tahmini kaç litre su tüketiyorsunuz,  musluğu yeteri kadar mı açıyorsunuz ?
-Okulda kullanılan defterleri ne kadar verimli kullanıyorsunuz?
-Okul veya bir kurs amacıyla satın aldığınız kitapları okuyormusunuz, yoksa zorunluluk amacıyla mı satın alıyorsunuz?
-Senede kaç kitap okuyorsunuz ? (ortalama Japonyada 25/yıl.. Türkiyede 0.1/yıl )
-Bilgisayarınızı gece yatarken açık bırakıyormusunuz ? (mesela ben bırakıyorum)(saatte 120 w,gecede 1 kW,senede 365 kw. Benim gibi en az 10.000 genç var bu ülkede, 3,65 GWatt… Dünyanın en pahalı güneş enerji santrallerinin 5-10 saatlik üretimine eşit. SAGUAR bu enerjiyle Alpha Centauri’ye gider.
-Kısa mesafelere Amerikalılar gibi arabanızla mı gidiyorsunuz ?
-Tasarruflu sifon/bulaşık makinası/..vb cihazları kullanıyormusunuz ?
-Aracınızın yakıtını verimli kullanıyormusunuz ?
-Telefonla gereksiz (1-2 dakikadan fazla ) yere konuşuyormusunuz?
-http://www.israf.org/pdf/oecd.pdf bağlantıdaki araştırmadan haberdarmısınız ?
-ne kadar zamanda bir dışarıda yiyorsunuz?
-günde kaç saat uyuyorsunuz?
-en önemlisi saat kaçta kalkıyorsunuz?
-sabah kalktığınızda ilk ne düşünüyorsunuz,yorgun mu dinlenmiş mi uyanıyorsunuz?
-kendi kahvaltınızı kendiniz hazırlıyormusunuz?  kanımca bu kahvaltı yapmış olmaktan daha önemlidir.
-günde kaç saat TV izliyorsunuz, sürekli takip ettiğiniz diziler var mı ?
-kullanmadığınız ama dolabınızda arşivlediğiniz elbiseleriniz var mı ?
-bla…bla…bla….yüzlerce soru belki de. Eee, cennet ucuz değil 🙂

Kontrol Tablosu: Bu verileri periyodik aralarla tutup, değişimi gözlemlemeliyiz.

Yapılabilirlik: Bu bahsettiğimiz şeylerin ne kadarını yapabileceğimizi göreceğiz. MS Project’de kendi kayıtlarımı yapıp burada herşeyi ilerleyen zamanlarda örneklendireceğim. O nedenle bazı kavramlar şimdilik soyut kalabilir.

Analyze: Analiz verilerin yorumlanması ve doğrulanması aşamasıdır.  Bu aşamanın verimliliği, ne kadarlık sürede  kendimizi kâra geçirebileceğimizi gösterir.

Kullanacağımız araçlar:
-Yakınlık Diyagramı: Ne tür insan/malzeme/teknoloji/duygu vb..’ne karşı  yakınlık duyup, ne türlerinden uzak durmamız gerektiğini gösteren diyagramdır.

Basit ve saçma bir örnek, yeni tanıştığınız birisi:

Eğer sigara tiryakisi ise;kafa dağıtmak için mi – el alışkanlığı mı;
Eğer kafa dağıtmak içinse; irade problemi var- mesafeli kal.
Eğer el alışkanlığı ise; normal bir insandan pek farkı yok, zararsız, gibi…

-Beyin Fırtınası: Farklılık üretmemiz gereken süreçtir.  Kısaca yatarken, kitap okurken, tv izlerken veya tuvallette aklınıza gelen, yahu şunu da yapıyım dediğiniz şeyleri yazmamız gereken süreçtir. Çünkü bu zamanlarda kendimiz olabiliyor, ayrıcalıklarımızla düşünebiliyoruz.

-Kontrol kartları: Burada ne yapmamız gerektiğini inanın bende bilmiyorum.  Bildiğiniz bir kağıt oyunu varsa oynayın derim. Kafa dağıtmış olursunuz.

-Sebeb-sonuç ilişkisi:  Yaratılış kanunları gereği, her an oluş içerisindeki şu evrende herşey bir sebep çerçevesinde yaratılıyor. Dolayısıyla sebepsiz hiçbir şeyin olmaması, bizim problemleri ve asıl kaynağını bulabilmemize olanak sağlıyor. 5 WHYs’ da bunu göreceğiz.

Bugün dünyada  ‘Causal Links’ olarak bilinen kavram Şahan Gökbakar’ın işte bu harikulade çalışmasına dayanır:
İşin Aslı- Şahan Gökbakar

Improve: Şimdi geliştirme zamanı. Bu aşamada hayatımızdaki değişiklikleri farkedeceğiz. Analiz sonucu çıkardığımız yorumları  bu aşamada uygulayacağız. Poke-yoke ; mistake-proofing, gibi kavramları burada öğreneceğiz.

Araçlarımız;
-Hayalgücü:  Kendimize dair hayal ettiğimiz gelişimleri listeleyelim.

-Veri toplama:Tüm bu sürece kadar getirdiğimiz istatistikleri irdeleme zamanı.  Kazancımızda, uykumuzda, sigaramızda,ailemizde, kahvaltımızda, aracımızın yakıt deposunda, kredi kartımızda… bir değişiklik varmı, bu şekilde görebiliriz.

-Akış diyagramı:Taa en başında yapılandırdığımız hedeflere doğru koşma zamanı.  Altı sigma bizi hedefsiz hiçbir yere götüremez.  Bu diyagrama zaman eksenini eklemeyi unutmuyoruz. Aksi halde kendimizi kandırmış oluruz.

-Deneysel tecrübeler:Dinleme – Öğüt alma-Okuma aşamalarından oluşuyor.  Kitaplar insanı geliştiren en önemli enerji birikimleridir. Öyle olmasaydı insanın iki dünyadaki mutluluğunu amaçlayan kutsal kitaplar var olmazdı. Ayrıca tecrübelilerin tecrübelerine kulak vermeliyiz. Bazen huzurevlerine ziyarete, bazen kiliselerde sıralarda oturan amcaların yanına, bazende camilerin arka saflarındaki sandalyede namaz kılan amcalara gidip, takılmalıyız. Onların hemen hemen hepsi Six Sigma’da ‘Executive’ rolüne ermiş insanlar.

-Hipotez testi: Bu aşamaya geldiğimize göre, mutlaka doğruluğuna inandığımız önyargılar uydurmuşuzdur. Mesela, sabah erken kalkmadan da başarılı olabirim’ gibi. Bu gibi yargılarımıza tekrar zaman ayıralım. Belki yanlış, belki de gerçekten haklıyızdır.

Control:Son aşamaya geldik. Artık tüm sonuçlara ve istatistiklere sahibiz. Bu dünyada ne kadar zamanımız kaldığını da NŞA’da Türkiye koşullarında biliyoruz. Akrep ve yelkovan türkiyede bize en fazla 72 yaşımıza kadar müsaade ediyor. Yani doğduğumuzda ; 86400 x 24 x 365 x 72 =  54 494 208 000 saniyemiz vardı.

Şuan 22 yaşında olsam, güzel birşeyler inşa etmek, ileride varlığından mutlu olacağım birşeyler yapmak için 50 yılım kaldı. Üstelik verimlilik eğrimiz de grafikteki gibi değişiyor[tahmini veriler].

Sözün özü, pek yakında ayrılacağız, şu dünyada bir dikili ağaç bırakmaya çalışalım. Fırsat bulduğumda MS Project’de somut birşeyler ortaya koyup, sonuçları paylaşmak istiyorum. Hayata bir de Altı Sigma perspektifinden bakalım.

Bakalım farklılık var mı  ?

Etiketler: , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.